UEFA Uluslar A Ligi 1. Grup'taki ilk maçında Kocaeli'de Fransa'ya 1-0 mağlup olan, ikinci maçında Bursa'da İtalya'ya 4-1 yenilen, üçüncü maçında Belçika'ya deplasmanda 3-0 kaybeden A Milli Futbol Takımımız; dün akşam da Bologna'da konuk olduğu İtalya'ya karşı sahadan 3-1'lik skorla yenik ayrıldı.
İtalya'ya galibiyeti getiren golleri 26. dakikada Gianluca Scamacca, 64. dakikada Riccardo Calafiori ve 87. dakikada Pio Esposito kaydetti. A Milli Takım'ın tek golü ise 61. dakikada Aral Şimşir'den geldi.
Gruptaki günün diğer maçında Fransa sahasında Belçika'yı 4-1'le geçti. Alınan bu sonuçların ardından dördüncü maçlar sonucunda Fransa 10 puanla lider, İtalya 7 puanla ikinci, Belçika 6 puanla üçüncü sırada yer alırken Türkiye A Milli Takımı ise 0 puan ve -9 averajla sonuncu sırada yer aldı.
UĞUR MELEKE VE MEHMET AYAN'DAN MİLLİ TAKIM DEĞERLENDİRMESİ A Milli Takım'ın İtalya deplasmanında sergilediği futbol ve teknik direktör Vincenzo Montella'nın genel yönetimini Hürriyet yazarları Uğur Meleke ve Mehmet Ayan bugün kaleme aldıkları köşe yazılarında değerlendirdi. İşte o yazılar; UĞUR MELEKE: MONTELLA'NIN ARKADAŞLARI MİLLİ KULÜBÜ! 11 günde 4 müsabaka oynadık. 360 dakikanın 260 dakikasını mağlup geçirdik.
Kalemizde 11 gol gördük. Dört yenilgi aldık.
Daha üzücü olansa şu: 44 tane de oynasak hepsini kaybedecek gibiydik maalesef. Ev sahibi olduğumuz Fransa ve İtalya maçlarında 5-4-1 oynadık.
Neden 5-4-1 oynadık, beşli savunma ile neyi amaçladık, biz henüz bunu anlamaya çalışırken Cuma gecesi Belçika deplasmanına klasik 4-2-3-1 ile çıktık. Dünse Bologna deplasmanında 3-4-1-2 şeklinde dizildik; on numarada İrfan, çift santrfor rolünde de Aral-Yunus...
Peki Montella’nın 4 maçta 3 farklı formasyon kullanmasının sebebi ne? Henüz ideal dizilişimizi bulamamış olması mı?
Milli kadronun birden fazla formasyonu başarıyla oynayacağını düşünmesi mi? Yoksa oyuncular eksildikçe yaşanan çaresizlik mi?
Yanıt hepsi olabilir.
Ama hiçbiri bu istikrarsız oyunun, organizasyon eksikliğinin gerekçesi olamaz. Maç kaybedebilirsiniz ama bir kimliğiniz, oyun tanımınız olmalı.
Çok dağınık gözüküyor bizim takımımız. Vincenzo Montella, 2024 ve 2026 elemelerinde gayet başarılıydı.
Ancak bugün onu başarıya götüren seçimlerinin mahkumu olmuş gibi. Futbol değişiyor, dönüşüyor.
Futbolcular aynı form grafiğinde kalamıyor, milli takımın en iyi oyunculardan oluşması gerekiyor, en sadıklardan ya da en sevdiğimiz arkadaşlardan değil! İlk yıllardan değil!
İlk yıllarında büyük saygı duyduğum Montella’nın şu sıralar aynen patronları gibi demagoji konusunda ustalaştığına üzülerek şahit oluyorum. Önceki gün diyor ki, “Bana 31 yaşındaki üçüncü lig santrforunu soruyorlar”.
Sayın Montella, öyleyse lütfen şuna yanıt verir misiniz: 29 yaşında birinci lig, hem de La Liga santrforu vardı seçebileceğiniz. Enes Ünal, İspanya’yı Avrupa’da temsil eden Getafe’nin birinci santrforu.
Bu sezon 9 resmi maçın tamamında oynadı. 720 dakika forma giydi. 11 günde kırıcı 4 maç oynayacağımızı bile bile nasıl almazsınız Enes’i kadroya? Önce Barış Alper santrfor oynadı.
Sonra Kerem... Dün de Aral ve Yunus...
Getafe’nin birinci santrforu Enes’se evinden izledi bu maçları. Fıkra bu kadar!
MEHMET AYAN: SÖZÜN BAŞLAMASI GEREKEN YER! Aşık Fakir (Rıza Karahan) ne güzel çalıp söylemiş...
Tabib sen elleme benim yaramı... Beni bu dertlere salanı getir...
Benden bu ömrümü çalanı getir...
Önce itirafım; Dünya Kupası deneyimimiz sonrası AYAĞINA MAHİR takımlar önünde özümsediğimiz 4-6-0 ve varyasyonlarıyla şu 4 maçı iyi oynarız, puan/ lar alırız sanıyordum. Yanıldım.
Tahmin ederim ki dört maçta sıfır çekmeyi tahmin edenler olabilirdi ancak 360 dakikanın en az 300’ündeki sefil futbolu kimseler beklemezdi. Kocaeli’deki Fransa maçında dahi umutlanmıştım...
Bu seviyede oyunumuz güçlenebilir sanmıştım; çok safmışım. İsyanım şuna...
Demiyoruz ki A sınıfı futbol ülkesiyiz, bunlarla başa çıkarız. Ancak bir oyun görmek de hakkımız değil mi... 3-4-3’ten bozma 3-7-0 mı dersin, 3-6-1 mi dersin bildiğin saçma bir diziliş.
YunusAral-İrfan üçlüsünü takımda ‘3 seçiçi yapsan’ kendilerini aynı anda 11’e koymazlar. Öylesine bir aymazlık yani...
Ozan ve Salih’in Donnarumma’nın elinde eriyen antrenman şutlarının sonrasında Yunus’un kafa vuruşuyla gelen tehlike sonrası, oraya kadar elimizdeymiş görünen oyunu rakibe verdik. 26’da yediğimiz golün sonrası klasik sendrom ile reaksiyon veremedik oyun da maç da A Ligi de gitti. Ona rağmen ikinci yarıya iyi başladık.
Aral ile bulduğumuz gol sonrası “acaba mı!” dedik. Kısa süre sonra yanlış eşleşmeden yediğimiz kafa golüyle moraller yine dipte!
Sonrasında Yunus’un ayakta kalma çabaları (hazırladığı pozisyonda Salih şutu) görülse de rakibin sıkı direnci... 80’leri yaşadığımız 12 günlük eziyet sona erdi. Sanırım sayın Montella’ya ayrılan sürenin de...
En doğrusu hizmetlerinden ötürü teşekkür etmek. Son cümleyi kıymetlim İlker Duralı’dan ödünç alayım...
Sözün bittiği yere değil, sözün başlaması gereken yere geldik. Milli takımda da, MHK’de de, TFF’de de...
💬 Yorumlar (0) Siz de düşüncelerinizi paylaşın
Bu haber henüz yorumlanmadı. İlk yorumu siz yapın!
✍️ Yorum Yapın