Berlin'den Antalya'ya küresel iklim diplomasisinin 31 yıllık serüveni

İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında her yıl farklı bir ülkede düzenlenen COP'un 31'incisine, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya ev sahipliği yapacak.

🎙️ Sesli Gazete (~17 dk)
Berlin'den Antalya'ya küresel iklim diplomasisinin 31 yıllık serüveni
📝 Editör Özeti ÖNE ÇIKANLAR
  • İngilizce Conference of the Parties (Taraflar Konferansı) ifadesinin kısaltması olan COP, iklim krizine dair değerlendirmelerin yapıldığı uluslararası toplantıları ifade ediyor.
  • İlk toplantıdan bugüne COP'ta alınan kararlar, imzalanan anlaşmalar, yaşanan krizler ve öne çıkan taahhütler derlendi.
  • Almanya'nın başkenti Berlin'de 1995'te gerçekleştirilen ilk COP, dönemin Almanya Çevre Bakanı Angela Merkel'in başkanlığında, 117 taraf ve 53 gözlemci ülkenin katılımıyla yapıldı.

İngilizce Conference of the Parties (Taraflar Konferansı) ifadesinin kısaltması olan COP, iklim krizine dair değerlendirmelerin yapıldığı uluslararası toplantıları ifade ediyor. İlk toplantıdan bugüne COP'ta alınan kararlar, imzalanan anlaşmalar, yaşanan krizler ve öne çıkan taahhütler derlendi.

Almanya'nın başkenti Berlin'de 1995'te gerçekleştirilen ilk COP, dönemin Almanya Çevre Bakanı Angela Merkel'in başkanlığında, 117 taraf ve 53 gözlemci ülkenin katılımıyla yapıldı. Zirvede, iklim değişikliğiyle mücadeleyi güçlendirmeye yönelik küresel müzakerelerin başlatılması, öncelikli gündem maddesi olarak yer aldı.

İklim kriziyle mücadelede gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerden farklı uygulamaları hayata geçirmelerinin beklenmesi ise ilerleyen yıllarda giderek yoğunlaşacak tartışmaların temelini oluşturdu. Bu süreçte, gelişmekte olan ülkeler, iklim krizinin sorumluları olarak gelişmiş ülkeleri işaret etti.

Ancak ABD gibi yoğun sanayi faaliyetleri gerçekleştiren birçok gelişmiş ülke, emisyon azaltımı noktasında kendilerine baskı uygulandığını savundu. Ülkeler arasında yaşanan gerilimin azaltılması için çok sayıda fikir ortaya atıldı.

Taraflar arasında çözüme ulaşmak ise uzun yıllar aldı. Bu aşamada, gelişmekte olan ülkelere, sürdürülebilir büyümelerine yardımcı olmak adına çeşitli yardımlar yapılması gündeme geldi.

Ancak gelişmiş ülkelerin emisyonlarını azaltmasına yönelik ciddi bir değişim söz konusu olmadı. İkinci COP toplantısının ev sahipliğini İsviçre yaptı.

Benzer konuların gündeme geldiği ikinci zirvedeki en önemli gelişme yoğun sanayi faaliyetleriyle eleştirilerin odağı olan ABD'nin "İklim değişikliğiyle mücadele için bağlayıcı emisyon azaltımının gerekliliğini" kabul etmesi oldu. Ancak zirvelerde verilen taahhütlerin gönüllülük esasına bağlı olması hedeflere ulaşmayı da zorlaştırdı.

Taraflar, Japonya'nın Kyoto kentinde düzenlenen COP3'te, gönüllülük esasını bir adım öteye taşıyarak "yasal bağlayıcılık" gündemini oluşturdu. COP3'ün sonunda sunulan Kyoto Protokolü, gelişmiş ülkeleri, karbon emisyonlarını azaltmaları konusunda bağlayıcı yasal düzenlemelere tabi tuttu ve bu ülkelerden sera gazı emisyonlarını 2012'ye kadar yüzde 5 oranında düşürmeleri istendi.

Fakat aralarında Çin'in de olduğu gelişmekte olan ülkelerin, yalnızca yıllık sera gazı envanter raporunu sunacağı açıklandı. ABD, başlangıçta çekinceli yaklaştığı Kyoto Protokolü'nü COP4 zirvesinde imzaladı ancak anlaşmayı hiçbir zaman onaylamadı.

COP5'te, anlaşmanın hayata geçirilmesinden önce uygulama esaslarının ve mekanizmalarının belirlenmesi gerektiği vurgulandı. Hollanda'nın Lahey kentinde 2000 yılının kasım ayında düzenlenen COP6, tarafların anlaşamaması üzerine askıya alındı.

Görüşmelere Temmuz 2001'de Bonn'da devam edildi. ABD dışındaki ülkeler, Kyoto Protokolü'nün uygulama araçları konusunda mutabakata vardı.

Ancak, ABD tarafından zirve sürecinde krize yol açan bir açıklama yapıldı. Dönemin ABD Başkanı George W.

Bush, ülkesinin Kyoto Protokolü'nü uygulamayacağını şu sözlerle duyurdu: "Amerikan halkının ve işçilerinin refahını korumak için görevlendirilmiş ABD Başkanı olarak, milyonlarca vatandaşımızı işsiz bırakacak çürük bir uluslararası anlaşmaya milletimizi teslim etmeyeceğim." ABD'nin çekilme kararının ardından gerçekleştirilen COP7, COP8 ve COP9'da, Kyoto Protokolü'nün teknik ayrıntılarının netleştirilmesine odaklanıldı. Bu süreçte, tarafları nihai bir küresel anlaşma üzerinde uzlaştırma çabaları da sürdürüldü.

Kyoto Protokolü'nün yürürlüğe girmesi için gerekli onay sayısına ulaşılamaması, 2004 yılında da sürecin önündeki engellerden biri oldu.

Gelişmenin Detayları

Rusya'nın 18 Kasım 2004'te protokolü onaylamasıyla gerekli koşullar tamamlandı. Arjantin'in başkenti Buenos Aires'te gerçekleştirilen COP10'da, protokolün yürürlüğe girmesini mümkün kılan bu gelişme gündemin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.

COP11'den COP14'e uzanan süreçte de Kyoto Protokolü'nü kabul etmeyen ülkelerle uzlaşma sağlanmaya çalışıldı. Görüşmelerde, sera gazı emisyonlarının azaltılması, iklim eylemlerinin güçlendirilmesi ve farklı fonların oluşturulması gibi konular tartışıldı.

Kyoto Protokolü'nün ilk taahhüt döneminin 2012'de sona erecek olması, yeni bir küresel iklim anlaşmasına yönelik arayışları hızlandırdı. Bu kapsamda toplanan COP15, protokolün ardından izlenecek yolun belirlenmesi amacıyla yoğun katılımla gerçekleştirildi.

COP15'in sonunda, iklim finansmanı açısından önemli bir adım olarak görülen Kopenhag Mutabakatı imzalandı. Mutabakatla, gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelerin emisyonlarını düşürmesi ve iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılığını artırması amacıyla 2020'ye kadar yılda 100 milyar dolar kaynak sağlamayı kabul etti.

COP16'da küresel sıcaklık artışının sanayi öncesi döneme kıyasla 2 dereceyle sınırlandırılmasını öngören Cancun Anlaşmaları üzerinde uzlaşı sağlandı. Dünya Bankasının, küresel sıcaklıkların 2100 yılına kadar 4 derece artabileceğine ilişkin raporu, COP17'nin öne çıkan gündem başlıklarından biri oldu.

Rapor, Katar'ın başkenti Doha'da düzenlenen COP18'de de tartışılmaya devam etti. Zirvede taraflar, Kyoto Protokolü'nün ikinci taahhüt dönemini ele almak ve ülkelerin emisyon azaltım hedeflerini kapsayan, yasal bağlayıcılığı bulunan yeni bir anlaşma üzerinde müzakere yürütmek üzere bir araya geldi.

Paris Anlaşması'na giden sürecin ilk adımları da bu toplantıda atıldı. COP19'da, iklim krizinin yol açtığı aşırı hava olaylarından kaynaklanan kayıp ve zararlar öncelikli gündem maddeleri arasına dahil edildi.

Görüşmeler sonucunda, bu zararlarla mücadele kapsamında Varşova Uluslararası Kayıp ve Zarar Mekanizması'nın kurulması kararlaştırıldı. Yıllardır devam eden süreçlerin somut bir çıktısının oluşturulması hedefi doğrultusunda 2015'te Fransa'nın başkenti Paris'te gerçekleştirilen COP21'in sonunda, 195 ülke ve Avrupa Birliği'nin katılımıyla Paris Anlaşması kabul edildi. 1997'den bu yana iklim değişikliği alanında yasal bağlayıcılığı bulunan ilk uluslararası belge niteliğindeki anlaşma, gerekli onay koşullarının sağlanmasının ardından 4 Kasım 2016'da yürürlüğe girdi.

Küresel sıcaklık artışının sanayi öncesi döneme kıyasla 2 derecenin "oldukça altında" tutulmasını ve 1,5 dereceyle sınırlandırılması için çaba gösterilmesini amaçlayan anlaşma ayrıca, küresel sera gazı emisyon hedeflerine ulaşılabilmesi için ülkelerin belirledikleri Ulusal Katkı Beyanlarını (NDC) bir an önce sunmaları konusunda çağrılar içerdi. Paris Anlaşması'nın uygulama aşamasına geçişi, Fas'ın Marakeş kentinde 2016'da gerçekleştirilen COP22'nin öncelikli hedefleri arasındaydı.

Buna karşın, ABD'de yeni başkan seçilen Donald Trump'ın iklim politikalarına ilişkin tutumu toplantının seyrini değiştirdi. Trump aynı Bush gibi, iklim anlaşmasının ülke ekonomisine zarar vereceği görüşünü iddia ediyordu.

Trump, iklim krizini bir "aldatmaca" olarak tanımlayarak bu tür şeylere inanmadığını birçok kez dile getirdi. Zirve boyunca iklim değişikliğiyle mücadele karşıtlığına devam eden Trump, bir yıl sonra Almanya'da gerçekleştirilen COP23 öncesinde, Haziran 2017'de yaptığı açıklamayla ülkesinin Paris Anlaşması'ndan çekileceğini duyurdu Trump'ın çekilme kararı sonrasında, Paris Anlaşması'nın 2020'de yürürlüğe girecek uygulama süreci için gerekli hazırlıklar, 2018'deki COP24'ün temel başlıklarından birini oluşturdu.

Taraflar, anlaşmanın maddelerini son haline getirmek ve uygulamada izlenecek ortak kuralları belirlemek üzere müzakerelerini sürdürdü. COP25'te, Paris Anlaşması'nın hedeflerine ulaşılmasını destekleyecek piyasa araçları ve uluslararası işbirliği başlıkları tartışıldı.

Müzakerelerde karbon ticaretinin kurallarının belirlenmesi, uzun vadeli iklim finansmanının sağlanması ve şeffaflığın artırılması gibi henüz çözüme kavuşmamış konular öne çıktı. Kovid-19 salgını nedeniyle COP26 bir yıl ertelenerek 2021'de düzenlendi.

Zirvede, metan emisyonlarının azaltılması iklim gündeminin öne çıkan başlıkları arasındaydı. 2021'de göreve gelerek, Trump'ın çekildiği Paris Anlaşması'na ABD'yi yeniden dahil eden yeni başkan Joe Biden, bir adım öteye giderek, ülkesinin, metan emisyonlarını 2030'a kadar yüzde 30 azaltma taahhüdü veren taraflar arasına katıldığını açıkladı. Bu dönemde ilk kez, küresel ısınmaya yol açan kömür kullanımı bir COP zirvesinin konusu oldu.

Özellikle Çin ve Hindistan'a yönelik yapılan çağrılarda, kömür ve türevi fosil yakıt kullanımlarının kademeli olarak sona erdirilmesi istendi. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında yaşanan enerji ve gıda krizi odağında geçen COP27'de kayıplar ve zararlar da ele alındı.

COP28, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Dubai kentinde düzenlendi. Bir petrol ülkesinde yapılması nedeniyle tepkilerin odağında geçen zirvede, önemli bir adım atıldı.

Zirve sonunda yayımlanan final metninde zirvelerin tarihinde ilk kez fosil yakıtlara atıfta bulunuldu ve "Enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan adil, düzenli ve eşit bir biçimde uzaklaşma, 2050 net sıfır hedeflerine ulaşmak için bu kritik 10 yıl içerisinde eylemleri hızlandırma" çağrısına yer verildi. COP28'de yapılan müzakerelerde, iklim krizinden en fazla etkilenen ve bu krize karşı daha savunmasız olan ülkelerin yaşadığı kayıp ve zararların karşılanması amacıyla yeni finansman kaynakları oluşturulması gündeme geldi.

Konferans Başkanı ve BAE'nin BM'deki İklim Değişikliği Özel Elçisi Sultan Al-Jaber, kurulması planlanan fona ülkesinin 100 milyon dolar katkı sağlayacağını açıkladı. Diğer ülkelerin taahhütleriyle birlikte fon için vadedilen toplam tutar 700 milyon dolar oldu.

COP29'un ana gündemini gelişmekte olan ülkelerin iklim eylemine katkı sağlamak için yeni bir iklim finansmanına işaret eden Yeni Toplu Nicel Hedef'in (New Collective Quantified Goal/NCQG) belirlenmesiydi. Ancak zirve sonunda NCQG hedefi üzerine yayımlanan nihai metinde, gelişmekte olan ülkelerin Ulusal Katkı Beyanları raporları kaynak gösterilerek bu ülkelerin ihtiyaç duyduğu iklim finansmanının 2030'a kadar yıllık 455 ila 584 milyar dolar, toplamda ise 5,1 ila 6,8 trilyon dolar olduğu belirtilse de 2035'e kadar yıllık en az 300 milyar dolar fon hedefi duyuruldu.

Zirvenin ardından iklim müzakerelerindeki önemli gelişmelerden biri, ikinci kez ABD Başkanı seçilen Donald Trump'ın, ülkesini Paris Anlaşması'ndan yeniden çekme kararı oldu. Washington yönetimi, çekilme kararını BM'ye iletirken anlaşmadan ayrılmanın 27 Ocak 2026'da yürürlüğe gireceğini bildirdi.

İklim politikalarını ekonomik gerekçelerle eleştiren Trump, anlaşmadan çekilme kararını da ABD'nin ekonomik çıkarlarını koruma yaklaşımıyla savundu. Brezilya'nın Belem kentinde düzenlenen COP30'da, fosil yakıtlardan çıkışa yönelik bir yol haritasının hazırlanması beklense de nihai metinde bu konuda açık bir ifadeye yer verilmedi.

Final metninde, ülkelerin Ulusal Katkı Beyanlarını ve ulusal uyum planlarını daha hızlı hayata geçirmelerini desteklemek amacıyla, gönüllülük esasına dayalı Küresel Uygulama Hızlandırıcısı'nın (Global Implementation Accelerator) başlatıldığı belirtildi. COP başkanlarının rehberliğinde yürütülecek mekanizmanın, 2026 yılı boyunca açık ve kapsayıcı bilgilendirme oturumlarıyla destekleneceği ifade edildi.

Zirve boyunca Amazon Ormanları'nın korunması ve iklim krizinden en fazla etkilenen kesimler arasında bulunan yerli halkların karşılaştığı sorunlar öne çıktı. Bu kapsamda, yerli halkların finansmana erişim başta olmak üzere çeşitli alanlarda yaşadığı güçlükler sıkça dile getirildi.

❓ Habere Dair Merak Edilenler

Berlin'den Antalya'ya küresel iklim diplomasisinin 31 yıllık serüveni gelişmesinin son durumu nedir?

İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında her yıl farklı bir ülkede düzenlenen COP'un 31'incisine, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya ev sahipliği yapacak.

Haber hangi kaynaklara ve resmi verilere dayanıyor?

Bu haber TRT Son Dakika ve ilgili resmi kurum açıklamaları referans alınarak AjansTürk Editoryal Masası tarafından doğrulanıp yayına hazırlanmıştır.

İlgili Konular: #Dünya #Berlinden #Antalyaya

💬 Yorumlar (0) Siz de düşüncelerinizi paylaşın

Bu haber henüz yorumlanmadı. İlk yorumu siz yapın!

✍️ Yorum Yapın